|
Tweet |
İktidarın siyasi nefret söylemi, ırkçılık konusunda etkili soruşturma ve kovuşturma yürütülmemesi, ırkçı saldırıların, nefret suçlarının “münferit” olarak değerlendirilmesi ırkçı saldırganların korunup adeta sırtlarının sıvazlanması ile Türkiye toplumunun bugününü zehirleyen ve geleceğini dinamitleyen siyasi bir kötülükle karşı karşıya bırakmıştır. Nitekim, çeşitli kurumların yaptığı araştırmalar Türkiye’de ırkçılığın, nefret söylemi ve nefret suçlarının gündelik hayatın bir parçası haline getirildiğini göstermektedir.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir muhalefet partisi genel başkanını hedef göstermesinden bir gün sonra o partinin İstanbul İl Başkanlığının kurşunlanması, ondan bir hafta sonra bir diğer muhalefet partinin İstanbul İl Başkanlığının önünde kurşun sıkılması, yine İstanbul’da partimiz Yeşil Sol Partinin seçim bürosuna “üç hilal” imzalı saldırısı, muhalif olanların teröristlikle suçlanması, sandık güvenliğinden sorumlu olan İçişleri Bakanı ve AKP Milletvekili adayı Süleyman Soylu’nun seçimleri şimdiden bir darbe girişimi olarak nitelendirmesi, AKP Genel Başkan Vekili Binali Yıldırım’ın “Bu seçim, işgalcilere karşı istiklal mücadelesi seçimidir” sözleri, Milli Savunma Bakanı ve AKP milletvekili adayı Hulusi Akar’ın Kayseri’deki konuşmasında “Vur de vuralım, öl de ölelim” sloganlarının atılması üzerine, “Bekleyin, onun da zamanı gelecek” ifadelerini kullanması, siyasi iktidarın yalnızca bu seçim dönemindeki şovenist ve ırkçı söylemlerine verilebilecek örneklerden sadece birkaç tanesidir.
Öte yandan toplumun bir kesimini hedef alan, ırkçı saldırıların tarihimizde birçok örnekte olduğu gibi devletin dehlizlerinde planlandığı ya da istihbaratın göz yumduğu saldırılar olduğu bilinmektedir. Geçmişte de darbelerin puslu hava yaratılmak, siyasi atmosferin belirlenmesi için bu tip saldırıların tertiplenebildiği ya da önlenmediği bir gerçektir. Yakın tarihimizde Konya Meram katliamı, Deniz Poyraz katliamı davalarında ırkçı saldırıların arkasındaki güçlerin, siyasi sorumluların, azmettiricilerin ve bu zemini besleyen siyasetin açığa çıkartılmaması için büyük bir gayret sarf edilmesi, ırkçılıkla yüzleşilmemesi ve mahkum edilmemesi, aksine faillerin adeta pamuklara sarılarak yüreklendirilmesi ve cezasızlık politikaları bu tip cinayetlerin münferit olmadığının, bir yönetme aracı olarak siyaset tarafından kullanıldığının göstergeleri olmuştur.
Yıllardır İstanbul Kadıköy rıhtımda Kürtçe şarkılar söyleyen, 30 Ocak'ta bir sokak röportajında, Aşık Mahsuni Şerif’in “Yiğit Muhtaç Olmuş Kuru Soğana” adlı eserini “Tayyip Muhtaç Etmiş Kuru Soğana” şeklinde yorumlayan ve bundan dolayı hakkında soruşturma açılması üzerine mahkemeye giderek ifade vermek durumunda bırakılan Kürt sokak müzisyeni, kargo emekçisi ve HDP gönüllüsü Cihan Aymaz “Ölürüm Türkiye’m” parçasını çalmadığı ve söylemediği gerekçesi ile ırkçı saldırgan Mehmet Caymaz tarafından göğsünden bıçaklanarak katledilmiştir. Cihan Aymaz'ın ailesi ise çocuklarının muhalif kimliğinden dolayı öldürüldüğünü iddia etmişlerdir.
Bu bağlamda;
kapsamında herhangi bir çalışmanızın bulunmamasının gerekçesi nedir?