|
Tweet |
Bugün depremin 12.günü. Ben de deprem bölgesi Malatya’dan dün akşam itibarıyla Ankara’ya geldim. Depremle ilgili anlatacaklarımın tamamı kendi gözlemlerime dayanmaktadır. Yani, iktidarın ısrarla yürüttüğü kara propaganda ve manipülasyonlara rağmen ben orada bizzat 10 gündür depremin başından beri Malatya bölgesinde deprem alanlarını gezerek edindiğim izlenimlerimi burada aktarmak istiyorum.
Türkiye’yi ve Suriye’yi vuran büyük bir depremle karşı karşıya kaldık. Bu depremde on bir il etkilendi ve yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiği şu andaki resmi olmayan verilerle ifade ediliyor. AFAD’a göre ise 38 bin insan hayatını kaybetmiş. AFAD verilerine maalesef güvenmiyoruz. Güvenmememizin sebebi de iktidarın buna benzer tüm rakamlarla tüm verilerle bugüne kadar oynamış olması, bugüne kadar bu rakamları çarpıtmış olmasıdır.
Bu mesele elbette ki çokça gündemimize gelecek. Gönül ister ki kayıplarımız çok daha az olsun.
Depremin başladığı andan, depremin yaşandığı andan itibaren hemen ertesinde büyük bir halk seferberliği yaşandı. Türkiye’nin dört bir tarafından binlerce tır yola çıktı. Halkımız büyük bir fedakârlıkla, büyük bir dayanışma ruhuyla kardeşlerine yardıma koştu. Ekmeğinden kısarak, yiyeceğinden kısarak, giyeceğinden kısarak topladığı yardım malzemelerini tırlarla deprem bölgelerine gönderdi.
Yine binlerce insan, binlerce gönüllü hemen ertesi gün deprem bölgelerine yardımlaşmaya koştu. Bazı arkadaşlarımız bizzat kurtarma çalışmalarına katıldı. Bazı arkadaşlarımız, daha da çoğunluğu da yardım çalışmalarına, yaralılara, deprem bölgelerine ihtiyaçları ulaştırma çalışmalarına katıldı.
Benim Malatya'da ilk gördüğüm şey Devletin üçüncü ve dördüncü günü sahada görülmeye başlamasıdır. Dördüncü günü dahi Devletin hiçbir yetkilisinin ulaşmadığı köyler vardı, ulaşmadığı deprem bölgeleri vardı, ulaşmadığı göçükler vardı. Alanda sadece ve sadece gönüllüler vardı ve gelen yardım tırları vardı. Hala bugün dahi ulaşılmayan, yaraları sarılmayan deprem bölgeleri var, köyler var, ilçeler var. Bugün, hala kepçelerin enkazları kaldırmaya giriştiği bugün dahi, göçük altından insanlar çıkmaya devam ediyor.
Evet, seferberlik hali bizim umudumuzu büyüttü. Bu seferberlik hali, iktidarların tüm planlarına rağmen, halkların birbiriyle kardeşliğini bozmaya dönük tüm oyunlarına rağmen, bu seferberlik halkların yan yana durması, omuz omuza dayanışması kültürü açısından büyük bir hukuk yaratmış oldu. Peki iktidar ne yaptı? İktidar daha ikinci günü, Bakanlar aracılığıyla “bizim dışımızda kimse yardımlaşma çalışması yürütemez” diye diye fetva verdi. Bunu hemen depremin ikinci günü yaptı. Yüz binlerce insanın göçük altında olduğu, geceleri -18-20 derecede insanların soğukta donduğu, açlıkla- soğukla boğuştuğu günlerde, Türkiye'nin her tarafından insanların yardıma koştuğu anda, Devletin ortada görünmediği anda çıktı Devlet “dayanışmayı ya ben yaparım, yardımlaşmayı ya ben yaparım ya kimse yapamaz” dedi. Kendisi alanda yoktu. Demek ki insanları açlığa soğuğa, ölüme terk etmenin fetvasını vermiş oldu.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, hemen daha ilk günlerde televizyon karşısına geçip, bütün bu yardım çalışmalarına, gönüllülere, parmak salladı, tehdit etti. Depremin acısı, yaşanan büyük yıkım, insanların içerisinde olduğu büyük yoksulluk.. bütün bunlar açıklamaların hiçbirinde yoktu. Varsa yoksa kendi iktidarları açısından risk gördükleri bu dayanışma seferberliğini hedef haline getirdiler.
Benim bizzat, bütün bu günler boyunca AKP'ye oy vermiş vermemiş hiçbir siyasi fark gözetmeksizin gördüğüm duyduğum en büyük feryat, “Devlet nerede” feryadıdır. Bunu öyle televizyonlardan, röportajlardan değil, bizzat gözlerimle, kulaklarımla gördüm, duydum. Devlet nerede diye sordular. Hala sormaya devam ediyorlar. Fakat dördüncü günden itibaren çadırlar verilmeye başlandı. O da bir köye bir çadır, bir köye iki çadır, bir köye üç çadır. Ellerindeki çadırları, yarım yamalak, düzensiz, disiplinsiz bir biçimde dağıtmaya giriştiler. Nurhak'ta sadece bir köyde yüzün üzerinde ölünün olduğu bir köyden bahsediyorum size Kullar Köyü, burada dördüncü gün hiç kimse yoktu. Hala insanlar göçük altındaydı ve birçok insan gecenin o eksi soğuklarında donarak öldüler. Oraya, Devlet hemen ertesi gün kendi kolluk güçlerini sahaya sürseydi eğer, kayıpların birçoğu kesin ve kesin yaşanmamış olabilirdi. Ama Devlet dört gün sonra, beş gün sonra, sözüm ona; ben buradayım, otorite benim demeye girişti.
Peki yardım Gönüllüleri ne yaptı? Biz ne yaptık?
Tüm kamuoyu bilsin ki eğer bu yardım seferberliği olmasaydı, binlerce gönüllü deprem bölgelerine çıplak ellerle koşmasaydı, yaşadığımız yıkım ve can kayıpları çok daha fazla olurdu. Biz, burada bir bilgiyi daha vereyim- basında göremeyeceğiniz, televizyonlarda izleyemeyeceğiniz bir gerçeğin daha altını çizmek istiyorum- HDP olarak hemen depremin ikinci günü, bütün Milletvekillerimizle, bütün yönetici organlarımızla. İl-ilçe yöneticilerimizle ve binlerce gönüllü arkadaşımızla birlikte deprem bölgelerine gittik. Sadece Malatya'da iki yüzden den fazla gönüllü arkadaşımız, ondan fazla depo ve çok sayıda gezici ekibimizle birlikte Malatya’daydık. HDP, binlerce tır boşalttı ve bütün bu tırlar boşaltılan bütün bu mallar bütün bu ihtiyaçlar tespit edilen her yere gönüllü arkadaşlarımızla bizzat kendi olanaklarımızla dağıtıldı. Gidilmeyen tek bir köy, tek bir mahalle bırakılmadan bu ihtiyaçlar gücümüz oranında dağıtıldı. Bütün deprem bölgelerinde çalışmalar yoğun bir şekilde yapıldı ve biz bunları yaptığımızda, çok açık ve net söylüyorum herkes bunu duysun, alanda tek bir Devlet kurumu yoktu. Tek bir Devlet Kurumu yoktu ama Devlet bütün bu çalışmaları kendi bekasına bir risk olarak gördü. Çünkü kendisi yoktu ama halk vardı. Halkın, halkla dayanışmasını Saray bir tehdit olarak gördü. Oysa normal bir siyasetçinin ne demesi lazım? Halkımızın bu dayanışmasının önünde eğilmesi lazım, saygı duyması lazım, teşekkür etmesi lazım. Tam tersine bunun olanaklarını geliştirmeye çalışması lazım ama Saray daha ikinci gün bunu tehdit olarak algıladı ve tehditler savurmaya başladı. Sosyal medyayı kısıtlamaya çalıştı. Sözüm ona, sosyal medyadan yanlış bilgi verenlere operasyonlar yapmaya başladı. Bu Devlet; sokakta beş tane öğrenci bir basın açıklaması yapmaya kalktığında, yüzlerce polis dakikasında, anında orada bitiverirken, o beş tane öğrenciyi karga tulumba gözaltına alma becerisine sahipken, ama her nedense binlerce insan göçük kalktığında kaldığında, oraya bir türlü seferber olamadılar. Çünkü eğitim biçimleri, düşünce biçimleri, duygu biçimleri bunun üzerine kurgulu değil. Halkı kurtarmak üzerine, halkın ihtiyaçlarını gidermek üzerine eğitim almadılar. Halkın itirazlarını bastırmak için eğitim aldılar. Tam da bu depremde, çıplak gözlerimizle gördüğümüz şey buydu.
Sonra ne yaptılar? İlk başından itibaren gelen çadırlara el koymaya başladılar. Sonra gelen tepkilerle bu biraz yavaşladı. Şimdi geçtiğimiz son iki- üç gündür ise bizzat depolara ve malzemelere el koymaya başladılar. Devlet, nihayet ortada göründü, Büyük devlet, halk karşısında kendisini ortaya tekrardan çıkartmaya başladı. İşte Devlet gerçeği bu. Şimdi en son bizim Pazarcık'ta koordinasyon merkezimize Kayyum atadılar. Neymiş efendim, bizden başka kimse dağıtamazmış. Buradaki çalışma onlarca, yüzlerce insanı belki kurtardı, ihtiyaçlarını giderdi binlerce insanın. Siz Neredeydiniz?
Evet, kentler boşalıyor, insanlar ilk andaki şoku atlatıp imkânları olanakları varsa kentleri boşaltıyorlar. Önce köylere göç ettiler, sonra oradan da diğer büyük kentlere göç etmek zorunda kaldılar. Köylerde, hayvanlar taşınamadığı için kalan köylüler var. Hayvanların çok özel olarak hayvan çadırlarına ve hayvan yemine ihtiyacı var. Şimdi bu deprem gerçeğinin daha çok tartışmasını yapacağız. Bunun bir felaket değil, bir cinayet olduğunun altını çok çok çizeceğiz. Çünkü bizler, bilim insanları, her fırsat olduğunda, ısrarla, buranın bir deprem coğrafyası olduğunu, atılan her adımın bu deprem gerçeğine uygun olarak atılması gerektiğini söyledik. Ama betondan başka bir şey görmeyen, paradan başka bir şey görmeyen bu iktidar, bütün bu dediklerimizi dikkate almadı. Her yeri betona çevirdi, hırsızların koalisyonuna dönüştü.
Tarım alanlarına, su alanlara inşaatlar yaptı. İmar afları çıkarttı. 2018'de, bu Mecliste çıkartılan imar affına HDP dışında herkes evet dedi. İmar afları cinayete çağrıdır. Cinayet teşebbüsüdür. Şimdi imar aflarının sonucunu görüyoruz. Evet bir diğer boyutu da şudur deprem gerçeğinin; deprem gerçeği son derece siyasaldır. Tam da bugün siyaset yapacağız. Depremin sorumlusu ranttan başka, kardan başka, betondan başka, hiçbir derdi, politikası olmayanların sonucudur. Sorumlusu onlardır. Yoksul halk bu politikalar sebebiyle göçük altında ezilerek, donarak hayatını kaybetti.
Bir diğer boyutu şudur değerli halkımız; deprem paraları nerede? diye sorduğumuzda şu cevap verildi; deprem paraları duble yollara harcandı. Evet deprem paraları duble yollara harcandı, o yolların da hali ortada. Deprem paraları paramiliter çetelere harcandı. Deprem paraları şirketlere hortumlandı. Deprem paraları Suriye'deki, Kuzey Suriye'deki savaşa harcandı. Oradaki cihatçı çetelere hortumlandı. Yani deprem aynı zamanda bu ülkenin bütçesinin, halka değil savaşa harcanmasının sonucudur. Bakın, 468 milyar TL savaş bütçesi var. Diğerlerini saymıyorum, faize gidenler, Sarayın kendi bütçesini hiç saymıyorum. Bütün bu bütçe, bu deprem gerçeğine göre halka harcanmış olsaydı emin olun bu depremde bir tek can bile kaybolmazdı. Bir tek can bile kaybolmazdı. Bakın depremin ikinci günü, üçüncü günü bir büyük depremin yaşandığı Suriye'de, Kuzey Suriye'de bombalamalar gerçekleştirildi. Düşünebiliyor musunuz, deprem yaşanmış, deprem! Türkiye'de, Suriye'de. Deprem anında dahi orada deprem altında kalan coğrafya, Türkiye tarafından, iktidar tarafından, AKP tarafından bombalandı. Böylesi bir ne insanlık adına açıklanabilecek ne siyasal olarak açıklanabilecek bir faşizmle de karşı karşıyayız. Bu halk düşmanı faşizmle ancak ve ancak en net biçimde yüzleşerek hesaplaşabiliriz.
Son olarak değerli halkımız, Evet bugün 12 gün. Büyük bir seferberlik yaşandı çok büyük yaralar sarıldı Ancak şu anda, deprem bölgesindeki en temel ihtiyaçlarımız şunlardır; 1- kuru gıdaya ihtiyaç var. Yani giyeceğe ihtiyaç yok kalın giysiler dışında. Esasen kuru gıdalara ihtiyaç var. 2- Kışlık çadırlara ihtiyaç var. Yazlık çadır değil. 3- Isınma gereçlerine ihtiyaç var. Sobaya ihtiyaç var. Elektrik sobalarına ihtiyaç var. Odun sobalarına ihtiyaç var. Jeneratörlere ihtiyaç var. 4- Temizlik malzemelerine ihtiyaç var. Sabun, deterjan ve b. Kadın hijyen malzemelerine ihtiyaç var. Bir diğeri de baştan belirttiğim üzere hayvan çadırlarına ve hayvan yemine ihtiyaç var.
Dayanışmayı büyütmek durumundayız. Halkın halktan başka dayanışacağı hiçbir kuvvet yoktur. Bu, bu depremde bir kez daha görülmüştür. Biz, birbirimize destek olmadığımız koşullarda işte televizyonlarda yaşanan utanç tablolarıyla karşı karşıya kalırız. Halktan çaldıklarını sözüm ona halka bağışlayan yalancılar, bize kalkıp ahkâm kesebilirler. İşte bütün bunların karşısında biz, hırsıza hırsız demeye, yalancıya yalancı demeye devam edeceğiz. Kendi dayanışmamızı güçlendireceğiz değerli halkımız. Bundan başka hiçbir yolumuz yoktur.
Depremin sorumlusu, ranttan ve kardan başka hiçbir derdi olmayan sermaye düzenidir. Tam da bugün bu sermaye düzenine karşı halk örgütlülüğünü, halkın mücadelesini büyütmek zamanıdır. Bu düzen değişmelidir. Pandemide ne yaşandıysa bugün de aynı şey yaşanıyor. Başka bir dünya mümkündür. Tam da bugün, tüm halkımıza çağrımız şudur; bu faşizmi, bu sermayenin bu faşist düzenini değiştirmeliyiz, yerle bir etmeliyiz. Kendi düzenimizi, halkçı, demokratik, özgürlükçü düzenimizi kurmalıyız. Bundan başka bir şansımız yoktur.
Bugün, Tayyip Erdoğan “yeniden inşa edeceğim” diyor. Ama şunu söylemiyor; bütün bu binaları deprem risklerine göre analiz ederek, bütün araştırmaları, incelemeleri, bilim insanları ile birlikte yaparak, yapacağız demiyor. Onun gözleri şu anda dolarla dönüyor. Çünkü İnşaat sektörünün ellerini oluşturduğunu biliyoruz. O yüzden bütün bunlara karşı söyleyecek daha çok sözümüz var ama şimdilik bu kadar olsun. Teşekkür ediyorum.