|
Tweet |
Bugün depremin 19. Günü. Bir kez daha yaşamını yitirenler için tüm halkımıza başsağlığı ve göçükten yaralı kurtulanlar için de acil şifalar diliyorum. 19. günde on binlerce insanın yaşamının yok olmasını an an yaşıyoruz. 19 gündür tüm halkımız, tüm dünya büyük bir acı yaşıyor. 19 gündür, yüz binlerce insan depremin yarattığı yıkımdan kurtulmaya, yaralarını sarmaya çalışıyor. 19 gündür insanlar depremin şokunu yaşıyor ve birbirinden acı hikâyeler artık ortaya çıkıyor. Fakat bir diğer taraftan da bir iktidar gerçeği var. AKP Genel Başkanı depremin ilk anından bu güne kadar tehditler savurmaya, hakaretler yağdırmaya devam ediyor. Bir tek üzüntü belirtisi görmüş değiliz. Depremin ilk anından itibaren yaşanacak sonuçların kendi iktidarı açısından nelere sonuç vereceği korkusu ve kaygısıyla hareket ediyor. Kâbus yaşıyor. On binlerce insanın ölümü için kâbus yaşamıyor. Yüz binlerce insanın, boşalan kentlerin, yok olan tarihlerin, nasıl yerine konulacağı konusunda, nasıl tamir edileceği konusunda, nasıl onarılacağı konusunda bir kaygı, panik yaşamıyor. Kendi iktidarı için panik yaşıyor. Kendi geleceği için, kendi soygun, talan, rant düzeninin geleceği için panik yaşıyor.
Ona şunu söylüyoruz; Sakin ol, korkmakta haklısın ama şunu bil; bu sefer bu acıyı fırsata çeviremeyeceksin. Bu sefer, buradan kendine rant elde edemeyeceksin ve bu sefer on binlerce insanın hayatını kaybetmesinin, yüz binlerce insanın, milyonlarca insanın depremden kaynaklı yaşamlarının kararmasının, bunun en temel sebebinin hazırlıksızlık, plansızlık, programsızlık olduğunu bildiğimiz için, bunun da sorumlusunun sen olduğunu hepimiz bildiğimiz için, bunun hesabını vermekten asla ve asla kurtulamayacaksın. Erdoğan ilk andan itibaren Devlet nerede feryatlarına itiraz ediyor. Neymiş efendim devlet nerede diyenler yalan söylüyorlar. Devlet nerede diyenler başka hesapların peşindelermiş. Devlet nerede diyenler, hesap vereceklermiş. Kendi gözümüze mi inanalım, kendi kulağımıza mı inanalım, sana mı inanalım, senin trollerine mi inanalım?
19 gündür deprem bölgesindeyiz. 19 gündür. Daha önce Malatya, şimdi Antep, Hatay. Bütün buralarda ilk duyduğumuz şey, daha göçük altından kimlerin çıkacağı belli olmamasına rağmen, halkımızın en büyük öfkesi, 3 gündür Devlet yoktu feryadıydı. 3 gündür, gittiğimiz her yerde aynı feryadı duyduk. Her siyasi anlayıştan ayırt etmeksizin, Türkünden, Kürtünden, Alevisinden, Sünnisine, AKP’lisinden, HDP’lisine, CHP’lisine, tüm depremzedelerin tek feryadı Devlet neredeydi. Bu öyle bir yorum değil Tayyip Erdoğan. Bu bir analiz değil. Bu somut bir gerçek. Deprem anında insanlar çocuklarını, ailelerini kaybettikleri anda Devletin orada olup olmadığını bilemezler mi? Bunun yorumu olur mu? Sen neyin peşindesin?
Evet, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. AKP'nin fotoğrafı nedir biliyor musunuz? Erdoğan’ın AKP'sinin, AKP- MHP faşizminin, Saray çürümüş düzeninin fotoğrafı nedir biliyor musunuz? A Haber'in yaptığı bir video var. A Haber kameramanı, şen şakrak bir çadıra girer. Çadırın girişini bir hol olarak tarif eder, sonrasında oturma salonu, sonrasında bir kiler olarak tarif eder. Herkes mutludur. O çadırda oturan belki çocuğunu, belki annesini, belki akrabalarını göçük altında kaybetmiştir ama son derece mutludur. Çünkü Devlet ona bir tane çadır vermiştir ve A Haber bunu Devletimiz çok yaşasın, padişahımız çok yaşa nidalarıyla, düzmece senaryosuyla yayınladı. İşte AKP budur. İnsanları öldürürken, aç bırakırken, padişahım çok yaşa açıklamalarını bir Devlet politikası olarak yayınlayandır. İşte siyaset budur.
Evet, ama bunların sonu bitti. Çok acı bir biçimde bu deneyimleri maalesef yaşadık. Bakın, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği 4 profesör, 1 uzman ve 1 araştırma görevlisi ile Hatay'da inceleme yapmış. Vardıkları sonuç şu, rapor açıklanmış. İlk 2 gün yalnız yalnızca bireysel çabalar ve az sayıda gönüllü ve yerel olanaklarla çalışmalar yürütülmüş. Bağımsız kuruluşların verdiği rapor.
Evet, yardımlar engelleniyor, halen engelleniyor. Çünkü yardımları Devlet bir risk olarak gördü. Halen engelleniyor. Yetmiyor, Devlet nerede diye soranlara, Devlet; AKP gerçeklerini, deprem gerçeklerini ortaya seren konuşanların karşısına dikilerek, ben buradayım diyor. En son, Antep'te 8 yakınını kaybetmiş ve depremzedelerle dayanışma çalışmalarında başından beri bulunan, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi Umut Polat, Antep'te AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'a hakaretten tutuklandı. 2 gün önce tutuklandı. Düşünebiliyor musunuz, ailesini kaybeden insanlar mikrofona konuşurken, eleştirirken 2. cümlesi şu oluyor, tutuklarlarsa tutuklasınlar. Çünkü her eleştirinin tutuklanmakla sonuçlanabileceğini herkes biliyor. İşte en son Umut Polat Antep’te tutuklandı. Devlet ben buradayım dedi. Ortada görünmeyen Devlet bir tane sosyalist, devrimci genci tutuklamak için hemen harekete geçebildi. Kurtarmak için değil. Tutuklamak için, engellemek için Devlet her zaman var.
Evet, deprem bölgelerinden, tüm Türkiye’den çok büyük bir yardım seferberliği örgütlendi. Bu bizim umudumuzu büyütmeye devam ediyor. Bu aynı zamanda halkın öz örgütlülüğünün ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu da bize bir kez daha gösterdi. Herkesi tek adam şefliğine bağlayan merkezi yapının öldürdüğünü, ama halkın yereldeki dayanışmasının can kurtardığını bir kez daha görmüş olduk.
Evet bu dayanışmalar sürüyor. Sürmelidir. Çünkü bu yaralar, öyle bir ayda, iki ayda sarılabilecek yaralar değil. Kentler, yaşamlar ortadan kayboldu. Umutlar yok oldu.
Şimdi buradan bir kez daha ihtiyaçları duyurmak istiyorum
İlk zamanlar tırlarca giyecek gönderildi. Şu anda deprem bölgelerinde giysiye ihtiyaç yok değerli halkımız.
İhtiyaçlar şunlardır;
Kışlık çadır ve konteynırlara ihtiyaç var. Çünkü hala 19. Gün devlet yeteri kadar kışlık çadır ve konteynır sağlayabilmiş değil. Tam tersine halkın gönderdiği çadırlara el koyuyor ve bu çadırların nereye gittiği de belli değil. Ve bu anlamda kışlık çadır ve konteynır yaşamsaldır. Bunun için ısınma gereçlerine hala ihtiyaç var. Isınma gereçlerine, sobalara, elektrikli, odunlu sobalara ihtiyaç var.
Bir diğer ihtiyaç ise kuru gıdadır. Bölgede, hala kuru gıdaya ulaşım çok sınırlıdır. Hala insanların sabah akşam en azından iki öğün bile olsa sıcak yemeğe ulaşması çok sınırlıdır. Bunu dayanışmaya ile gerçekleştirmeye çalışıyoruz ama bu konuda hala sıcak yemeğe ulaşmak çok zordur, çok sınırlıdır ve kuru gıdaya ulaşım çok sınırlıdır.
Bir diğeri temizlik malzemeleri. Bir diğeri özellikle kadın hijyen ürünleri. Bütün bunlar bölgede en acil ihtiyaçlardır. Değerli halkımız bir diğeri de evet jeneratör. Elektrik bazen geliyor, bazen gelmiyor. Dolayısıyla jeneratörün sağlanması en acil ihtiyaçlardan bir tanesidir.
Ve yine bölgede çok büyük bir salgın hastalık riski vardır. Şimdi de binlerce insanı çadır kent diye bir yere bir kampa sıkıştırıyorlar. Bu çadır kentlerde yüzlerce insan, binlerce insan aynı tuvaletleri kullanmak zorunda kalıyor. Ve salgın hastalıkların baş göstermesi an meselesi. Dolayısıyla bunun için seyyar tuvalet ve banyolar ve mutfaklar çok acil ihtiyaçlardır.
Bunları Devletten istiyoruz. Ve Devlete şunu söylüyoruz. Halktan aldıklarınızı istiyoruz. Öyle kimseden lütuf da istemiyor insanlar. Sizden kimse lütuf istemiyor. Yardım istemiyor. Kendisinin olanı kendisine verilmesini istiyor. Bunlar bir lütuf değil, bu ihtiyaçlar bir lütuf değil. Halktan çaldıklarınızı halka geri vermenizi istiyoruz. Bunların kaynakları nerede diye söylenecekler olabilir. Onlara cevaplarımızı elbette defalarca verdik ve vereceğiz.
Evet, yaşamanın ölmekten daha zor olduğu günlerdeyiz.
On binlerce insan yaşamını yitirdi ve daha kaçının yaşamını yitirmiş olduğundan maalesef haberimiz yok. Fakat tablo bu iken, Devletin hiçbir kurumunun tek bir eksiği yok. Bir coğrafya yok oldu. İnsanlar feryat ediyor 19 gündür. Ne kadar daha olacağı belli değil. Fakat Devletin en üstünden en altına Devletin tek bir kurumunun tek bir eksiği yok. Her şey muntazam, mükemmel. Dolayısıyla da tek bir istifa yok. Ve bırakın istifa etmeyi tam tersine halka parmak sallayanlar var.
Evet biz bir taraftan dayanışmayı örgütleyeceğiz, dayanışmayı büyüteceğiz ama bir taraftan da yaşananları not ediyoruz. Bunların hesabını tek tek, santim santim sorumlulardan soracağız.
On binlerce insanın hayatlarının kararmasını sıradan bir trafik kazası gibi yansıtılmasını asla izin vermeyeceğiz. Burada bir doğal afet yok. Bir doğa olayını felakete çeviren iktidar var, siyaset var, sermaye Devleti var.
Beton ekonomisi ile zenginleştirilenlerden hesap soracağız.
Halka mezar olan imar aflarından sorumlu olanlardan hesap soracağız.
İçi boşaltılan kurumların, bırakın yaraları sarmasını, yaraların derinleştirilmesinden hesap soracağız.
Kader diye aklanılan tüm bu soygun düzeninin sorumlularından hesap soracağız. Böylesi bir cinayeti, kitle katliamını, kader diye, fıtrat diye sunmaya çalışanlardan hesap soracağız.
Depremin 3 gününe kadar ortada görünmeyenlerden hesap soracağız
Ve 19. güne giriyoruz hala tek bir istifa etmemiş ama halka parmak sallayanlardan mutlaka ama mutlaka hesap soracağız. Bu katliamdan halkımızın dayanışması ile elbette çıkacağız. Bu dayanışmayı büyütmek dışında tek bir çaremiz yoktur. Halkımıza da çağrımız tam olarak budur