|
Tweet |
Kira artış oranının yüzde 37,15 olarak duyurulmasına dikkat çeken Çetinkaya, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu oranlar, sahadaki fiyat hareketliliğini ve şirketlerin mali tablolarına yansıyan gerçek yükü açıklamaya yetmiyor. Merkez Bankasının önce ara hedef olarak yüzde 24 enflasyon öngördüğünü, daha sonra yıl sonu hedefini yüzde 29,86 olarak revize ettiğini görüyoruz. Gelinen noktada, izlenen sıkı para politikalarına rağmen yıl sonu enflasyon ortalamasının yüzde 33 ila 36 bandında kalacağı anlaşılıyor.”
“Piyasa Dinamikleri Çok Daha Yüksek Bir Enflasyona İşaret Ediyor”
Çetinkaya, reel sektörde maliyet unsurlarının her ay sert şekilde yükseldiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Enerji, lojistik, kira, personel giderleri ve hammadde maliyetleri son bir yılda ciddi seviyede arttı. İş dünyasının ve hane halkının hissettiği enflasyon, açıklanan resmi oranın açıkça üzerindedir. Bu fark, hem mali planlamayı hem de yatırım kararlarını zorlaştırıyor.”
“Kira Artış Tavanı Yasal Bir Çerçeve Sunuyor, Ancak Saha Gerçekleri Daha Sert”
Kira artış tavanının yüzde 37,15 olarak uygulanacak olmasına değinen Çetinkaya, barınma maliyetlerinin yalnızca bireyleri değil; ticari işletmeleri, sanayicileri, küçük esnafı ve çiftçiyi de doğrudan etkilediğini vurguladı:
“İşyerleri için kira giderleri artık ciddi bir finansal risk kalemine dönüştü. Keza sanayi üretiminde girdi fiyatlarındaki aşırı artış üreticiyi çok etkilemektedir. Barınma maliyetlerindeki artış ise sadece vatandaşın bütçesini değil, işletmelerin faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor.”
Çetinkaya ayrıca şu öngörüde bulundu:
“Eldeki TÜİK enflasyon verilerine göre memur ve memur emeklilerine yapılacak zammın yüzde 16,90’ın altında kalacağını; SSK ve Bağ-Kur emeklileri için ise son 4 aylık verilere göre artışın yaklaşık yüzde 10,25 civarında olacağını düşünüyorum. Bu çerçevede, en düşük emekli aylığının 16.881 TL’den yüzde 10,25 artışla yaklaşık 18.611 TL’ye çıkacağını tahmin ediyorum.”
“Ekonomik Güvenin Temeli Gerçekçi Veri ve Tutarlı Politikalardır”
Veri şeffaflığının ekonomik istikrar açısından kritik öneme sahip olduğunu belirten Çetinkaya, ekonomi yönetimine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Doğru teşhis olmadan sağlıklı politika üretilemez. Enflasyonla mücadele; gerçekçi veri, etkin denetim, üretim odaklı yaklaşım ve mali disiplin gerektirir. Lüks tüketimden vazgeçme ve tasarruf söylemleri yalnızca metinlerde kaldıkça ve somut adımlar görülmedikçe, ekonomide güven tesis edilemez.”
“İşletmeler Risk Yönetimini Güçlendirmeli”
Çetinkaya, işletmelerin finansal planlama ve risk yönetimi süreçlerine daha fazla odaklanması gerektiğini belirterek açıklamasını şöyle tamamladı:
“Bu dönemde firmalar nakit akışını korumalı, maliyet kontrolünü sıkılaştırmalı ve doğru finansal stratejilerle ilerlemelidir. Düzenli veri analizleri ve bağımsız finansal denetim, işletmeler için hayati önem taşımaktadır. Hiçbir yatırımcı, güven ortamından emin olmadıkça harekete geçmez ve risk almaz.”